<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?> <?xml-stylesheet title="XSL formatting" type="text/xsl" href="/atom.xsl" ?> <feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xml:lang="en"> <title>nurgul</title> <link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://nurgul.blogspirit.com/atom.xml"/> <link rel="alternate" type="text/html" href="http://nurgul.blogspirit.com/" /> <subtitle>sced340</subtitle> <updated>2008-08-28T10:15:02+02:00</updated> <rights>All Rights Reserved blogSpirit</rights> <generator uri="http://www.blogspirit.com/" version="5.0">blogSpirit.com</generator> <id>http://nurgul.blogspirit.com/</id>  <entry> <author> <name>NURGÜL</name> <uri>http://nurgul.blogspirit.com/about.html</uri> </author> <title>project,part2</title> <link rel="alternate" type="text/html" href="http://nurgul.blogspirit.com/archive/2006/07/21/project-part2.html" />  <id>tag:nurgul.blogspirit.com,2006-07-21:912588</id> <updated>2006-07-21T16:02:00+02:00</updated> <published>2006-07-21T16:02:00+02:00</published>   <summary> GİRİŞ: ÇEVRE SAĞLIĞINA EKOLOJİK YAKLAŞIM NEDİR?  
Endüstrileşmiş dünya ve...</summary> <content type="html" xml:base="http://nurgul.blogspirit.com/"> GİRİŞ: ÇEVRE SAĞLIĞINA EKOLOJİK YAKLAŞIM NEDİR? &lt;br /&gt;
Endüstrileşmiş dünya ve endüstriyel ürünlere dayalı yaşam biçimi çok boyutlu bir sorunlar yumağıyla sarılıdır. Çevre sorunları olarak adlandırılan pek çok endüstriyel yan etki bir yandan uygarlığın sürdürülebilmesini güçleştiren küresel çapta sorunlar halinde ortaya çıkarken, öte yandan bu sorunları oluşturan bileşenler doğanın ekolojik işleyişini ve insan sağlığını değişik düzeylerde etkiler. &lt;br /&gt;
İnsan sağlığını olumsuz olarak etkileyen çevresel sorunların bütününe çevre sağlığı sorunları adını veriyoruz. 20. yüzyılın hızlı gelişen sağlık alanlarından biri olan çevre sağlığının genel yaklaşım, çevre sağlığı sorunlarının oluşumunu önlemek ve varolan sorunları ortadan kaldırmak, başarılı olunamayan yada olunamayacak noktalarda da etkisini azaltmak yönündedir. Sağlıklı toplum tanımlarında çoğunlukla temiz çevresel koşullar ana bileşenlerden biri olarak yer alır; bu durum çevre sağlığını &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ekoloji hayattır hayat da Ekoloji&lt;br /&gt;
Ekoloji canlıların kendi aralarında birbirleri ve çevreleriyle olan ilişkilerini araştıran, başta Biyoloji olmak üzere Anatomi, Fizyoloji, Psikoloji ve Ekonomi’den yararlanan disiplinlerarası bir bilim dalıdır. Ekoloji tabiatta canlıların birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde yaşamalarını incelediği için mesleklerin en eskisi, Yirminci Yüzyıl’ın ilk yarısında yapılan çalışmalarla geliştirildiğinden de, bilimlerin en yenilerinden sayılır. Ekoloji tabiattaki canlılar arasındaki ilişkileri incelerken, hayatı her boyutuyla bütüncü bir yaklaşımla ele alır. Sosyoloji insanın diğer insanlarla, ekoloji de başka canlılarla birlikte yaşamasındaki uyum ve düzenin ilke ve temellerini araştırır. Dünyanın yaşanır kılınmasında Sosyoloji ve Ekoloji hayatın, birbirini tamamlayan iki ayrı yüzüdür. Sosyal çevresiyle uyum içinde olmayan insanın, doğal çevresiyle uyumlu olması mümkün değildir. Denizleri, dağları, ovaları, bitkileri ve hayvanlarıyla tabiat bütün varlıklarıyle uyum ve denge içinde bir bütündür. Tabiattaki varlıklar, birbirleriyle ilişki ve etkileşimlerinde bir ekosistem oluştururlar. Dünya ölçeğindeki ekosistemin odak noktasında inançları, değerleri ve kültürüyle insan vardır. Insan sınırlı bir dünyada yaşadığı unutarak, sınırsız isteklerinin peşine düşerse, tabiattaki uyum ve dengeyi altüst eder. Geçenlerde Prof. Dr. Zafer Ayvaz’ın Editörlüğünü yaptığı, Izmir’de onbeş yıla yakın süre, üç ayda bir yayınlanan uluslarası hakemli &quot;Ekoloji&quot; dergisine gönderilen Dr. Selim Uzunoğlu’nun &quot;Çevreyi Korumada Yeni Bir Konsept: Ekolojik Ego&quot; isimli makalesini, &quot;makul çözüm&quot; ustası Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile birlikte değerlendirdik. Ekoloji dergisi, yöneticileri, okuyucuları ve katkıda bulunanlarıyla, düşünmeye araştırmaya ve öğrenmeye tutkun, herkese açık bir akademik &quot;ekosistem&quot; oluşturmuştur. Tabiatta olduğu gibi, ekonomide de, hammaddeler, tedarikçiler, işletmeler, çalışanlar ve müşterileriyle ulusal ve uluslararası ölçekte oluşmuş ekosistemler görülür. Sözgelimi bütün dünyada motorlu araçların çevresinde, petrol kuyuları, rafineriler, motorlu araç üreten işletmeler, lastikten bilgisayara değişik parça ve ara ürün yetiştiren yan sanayiler, dünyanın dört bir yanına dağılmış petrol istasyonları, tamir ve bakım servislerinden oluşan devasa bir ekosistem vardır. &lt;br /&gt;
   Prof. Dr. Sabahaddin Zaim’e armağan edilen &quot;Iktisat Fakültesi Mecmuası&quot;nda yer alan &quot;Sınırsız Büyüme Yaklaşımının Ortaya Çıkardığı Ekonomik, Çevresel ve Kültürel Sorunlar&quot; isimli çalışmamızda vurgulandığı gibi, canlı cansız bütün varlıklarıyla tabiatın bedelsiz ürünler dağıtan tükenmez bir kaynak olarak algılanması, &quot;global işletme&quot;ye dönüşen dünya ekonomisinin oluşturduğu &quot;ekosistem&quot;i tehdit etmektedir. Ekosistem’i oluşturan halkalardan birinde ortaya çıkan bir aksama, bütün sistemi çökertebilir. Fizikteki &quot;her etkinin bir tepkisi olur&quot; yasası Ekolojide de geçerlidir. Tabiattan alınan hiçbir kaynak bedelsiz değildir. Kurum ve kuruluşlarla birlikte tek tek kişiler ya da toplum, bütün imkanlarını kullanarak, tabiattan ihtiyacından fazlasını alırsa, farkında olmadan, tabiattaki eşsiz uyum ve düzeni de bozar. &lt;br /&gt;
   Ekolojik bilince ulaşan bir toplum, sınırsız isteklerini karşılamak için dünyanın sınırlı kaynaklarını sorumsuzca tüketerek, tabiattaki uyum ve düzeni dinamitlemeye kalkışmaz. Tabiatın dengesini bozan, hayatın kaynağını da kurutur.&lt;br /&gt;
Ekoloji Magazin Dergisi-9. sayı (Ocak - Mart 2006)- Nafiz Gürdoğan&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tabiatla Geçen Çocukluğumuz&lt;br /&gt;
Bir zamanlar köylerimizden, kasabalarımızdan kalkıp şehirlere geldik. Çocukluğumuza ait anılarımızda ağaçlar, tarlalar, leylekler, çobanlar, dereler ve renklerin gerçek halleri var. Geçmişin o çocuklarından biri olarak o günlerin hayali ile huzur buluyorum uyumadan önce. &lt;br /&gt;
   Sabah kuş sesleri ile uyandığımda, pencereden bahçemizdeki ağaçları görürdüm. Yağmur yağdığında yağmurun sesini, tanelerinin ağaç yapraklarına düşmelerinden tanırdım; cama, kiremite, betona değmeden önce. Gece olunca kavak ağacımızın yapraklarının rüzgârdaki hışırtılarının ninnileri ile uykuya dalardım. Ama şimdi şehirde ne yağmurun sesi var, ne de penceremde ağaçların görüntüsü. Yağmurun ve ağacın getirdiği hisler de artık o günlerdeki gibi değil. Tabiatın gurbetteki evlatları gibi hissediyorum kendimi bazı zamanlar. Yeşil ve canlı olan her şey ben çocukken yanı başımdaydı. Buğday tarlasında yere uzanıp başakların arasında kaybolduğumda saatlerce gökyüzünü seyrederdim. Bazen yeşil bazen sarı başakların üzerinden kâh beyaz bulutlar, kâh gri bulutlar geçip giderdi ben onların altında iken. Orada bundan başka isteyebileceğim başka bir şey olmayacağını düşünürdüm; basit ama, derin bir lezzetin içinde. Oysa artık insanı hiçbir şey tatmin etmiyor. Yağmurun altında sırılsıklam olurduk ıslak tahıl kokan tarlalarda. Gök gürültüsü ve şimşeklerden korkardık ama, saygıyla karışık bir korku idi o; babamızdan azar işitmiş gibi. O tanıdık ve sevdiğimiz bir sesti. Toprağın kokusu çocuk zihinlerimize işlediğinde bu kokunun içinde o tarladaki anlarımı da saklardım kendime. &lt;br /&gt;
   Babamla birlikte güneşin batışını, ta ki o, dağın ardında kaybolana kadar seyrederdim. Ama şehrimde güneş, apartmanların ardında kayboluveriyor. Evimizin arka tarafındaki dağın ardından doğan güneşin aydınlattığı yeni bir günde bitkilerin topraktan çıkışına şahit olurdum bahçemizdeki karıncalarla birlikte. Otlar, karıncalar, ağaçlarımız, yetiştirdiğimiz çiçekler ailemizden biriydi. Onlara bir zarar geldiğinde üzülürdük. Kar yağdığında annemin kuşlar için ekmek kırıntılarını karla kaplı bahçeye serpiştirdiğini, bir armut ağacını kurumaktan kurtarmak için uğraştığımızı hiç unutmadım. &lt;br /&gt;
   Kitaplarda okuduğum eski kâşiflere özenip keşiflere çıkardım arkadaşlarımla. Küçük patikaları takip ederek yakındaki dağlara ulaşırdık. Çobanlar olurdu orada, koyunları, beyaz ve şirin kuzuları gördükçe masumiyetin anlamını en somut hali ile öğreniyorduk. Tabiatta ne kadar yufka yürekliydik, su birikintilerine düşen böcekleri büyük bir kahramanlık duygusu ile kurtarırdık. Bir hayatın kurtarılışının ne olduğunu hissederdim. Çünkü canın büyüyü küçüğü olmaz demişti öğretmenim. Okuldaki öğretmenini, günlük hayatta ağaç yetiştirirken gören bir çocuk için tabiat, duyguları ve hisleri öğretebilen bir öğretmendi. Bu günlerde dağlar şehrin çocuklarının gözlerine, ağaçlar da öğretmenlere çok uzak. &lt;br /&gt;
   Her Pazar ailecek gittiğimiz, dağdaki zeytinliğimizde ebeveynlerimiz çalışırken, kardeşimle derede balıklarla ve kurbağalarla birlikte yüzerdik. Asla bir akvaryum alma ihtiyacımız olmadı. Yol boyunca çiçeklerin, yabani otların isimlerini öğrenirdik anne - babamızdan. Başkalarının yabani bitki dediği otlar bizim için tanıdık varlıklardı. Kentin çimeni olan parklarında yere uzandığımda o günlere ait pek çok şey yok artık. Kulaklarımda, gözlerimde, dilimde ve ellerimde olan hayat çocukluğumdaki kadar dupduru değil şimdilerde. Tabiat denen o kusursuz, çok ince sanatlı, çok renkli ve akıllara durgunluk, yüreklere huzur veren güzellikte ki tabloyu çocukken, dışından seyretmedim, bizzat içinde olduğumu bilirdim. Dışarıdan bakınca ona çerçeveler yaptık duvarlarla, evlerle, binalarla, yollarla. Resimlerini astık odalarımıza. İçinde olmayı hayal edip, yakalayamadığımız tatmini bulmak için. &lt;br /&gt;
   Çocuklarımıza tabiat dediğimiz eseri dışarıdan göstermemeliyiz. Onlar da içinde olmalılar. Çünkü doğadan öğrenecekleri dersler onların kalpleri için gerekli akıllarından ziyade. Tabiatla kol kola olmak yaşama saygıyı getirecektir. Hayat orada her anı ile gözlerinizin önünde cereyan eder ve insan yüzlerce mucizeye tanık olur. Tabiatla dost bir insan, bir çiçeği dahi koparamaz. İnsan dostuna zarar verir mi? Bir karıncayı ezmemek için yolunu değiştiren bir insan başka bir insana, denize, toprağa, hayvanlara zarar verebilir mi? Büyük bir parçamızı çocukluğumuzda, tabiatın saflığında bırakıp geri kalanı ile sosyal hayatımıza devam ediyoruz. Bu tarz hayat toplumu mutlu etmiyor.&lt;br /&gt;
Ekoloji Magazin Dergisi- Arş. Gör. Berkay CAMGÖZ- 10. Sayı (Nisan - Haziran 2006)&lt;br /&gt;
tıbbın ve halk sağlığının en önemli alanlarından biri haline getirmiştir. &lt;br /&gt;
Ne var ki çevre sağlığı sorunlarına yaklaşım çoğunlukla probleme yöneliktir. Oluşan bir sorunun çözümü çoğunlukla teknik yanlarıyla ve insan sağlığı merkezli ele alınır. Bu durum, tıp uygulamaları genelinde doğru gibi görünse de, sorunların temel çıkış noktaları atlandığı zaman uzun erimde başarılı olunamaz. &lt;br /&gt;
Ekoloji bilimi doğanın işleyişini açıklamaya yarar. İnsan da bu doğal işleyişin bir parçası ise ekolojinin kurallarına tabi demektir. Oysa geleneksel çevre sağlığı anlayışı her zaman ekolojiyi bir bilimsel temel olarak ele almaz. Çevre sağlığının temel amacı insanın endüstriyel ve/veya kentli yaşam biçimini baz alarak, bu yaşam biçiminin ekolojik kurallarla bağdaşmasa da sürdürülmesi olduğu için, kullandığı yöntem ekolojik olmak durumunda değildir. Sonuç olarak da önerilen çözümler, hatta ilgilenilen sorunlar bile çoğu zaman kısıtlı ve geçici nitelikte olmaktadır. &lt;br /&gt;
Bu seminerin amacı, temel ekoloji bilimi kurallarını ana başlıklarıyla hatırlatmak ve çevre sağlığı sorunlarının kavranışında nasıl kullanılabileceğini tartışmaktır. &lt;br /&gt;
EKOLOJİ TANIMLARI VE YASALARI &lt;br /&gt;
Ekoloji, insan ve diğer canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim olarak tanımlanır. &lt;br /&gt;
Aldo Leopold’un tanımına göre (1939) “çevre bilimleri ile çevre yönetiminin kesişme noktası ekolojidir.” &lt;br /&gt;
Faber, Mansteen ve Proops’un yapısal tanımına göre ise “ekoloji doğanın kendi kendisini örgütleme - düzenleme (self-organization) ilkelerinin bilimidir.” &lt;br /&gt;
Ekolojide tüm kavramlar sistem kavramı çevresinde kurulur. Sistem birbiriyle etkileşim içinde bulunan bağımlı parçaların oluşturduğu bir bütündür. Sistemi oluşturan ögeler ve ögeler arasındaki ilişkiler sistem düşüncesinde eşit ölçüde önemlidir. &lt;br /&gt;
*** &lt;br /&gt;
Bir ekolojik sistem bütünlüğünü sürdürür, eğer; &lt;br /&gt;
1. Sistem toplam çeşitliliğini yitirmezse, &lt;br /&gt;
2. Karmaşıklık başta olmak üzere, çeşitliliği sağlayan sistematik organizasyonu yitirmezse. &lt;br /&gt;
James Lovelock’un Gaia teorisinde biyosfer sistematik organizasyon düzeylerine sahip bir organizma olarak görülür. &lt;br /&gt;
Ekolojide bütünsel yaklaşım temel öneme sahiptir. Sorunlar parçalarına ayrılarak, indirgemeci yöntemle anlaşılabilir, ama çözmek için tüm ilişkilere sistem yaklaşımıyla bir bütün olarak bakmak gerekir. &lt;br /&gt;
Ekolojinin Yasaları (Commoner, 1971) &lt;br /&gt;
Ekolojinin Birinci Yasası: Her şey diğer her şeyle bağlantılıdır. Ekolojik ağda bir noktadaki küçük bir bozulma, uzak bir noktada geç bir dönemde çok büyük etkilerle kendini gösterebilir. &lt;br /&gt;
Ekolojinin İkinci Yasası: Her şey bir yerlere gitmek zorundadır. Doğada atık yoktur. Her şey taşınır, dönüşür, bir döngüde yerini alır. &lt;br /&gt;
Ekolojinin Üçüncü Yasası: Doğa en iyisini bilir. Doğa üzerinde insan eliyle yapılan her türlü majör müdahale doğa için eninde sonunda yıkıcı olabilir. &lt;br /&gt;
Ekolojinin Dördüncü Yasası: Bedava öğle yemeği diye bir şey yoktur. Her kazanımın bir maliyeti vardır. Bedel ödemekten kaçınılamaz, ancak geciktirilebilir. “ &lt;br /&gt;
Ekosistem sağlığının ölçütleri (Schaefer ve ark. göre - 1988): &lt;br /&gt;
1. Sağlık, varlık, yokluk yada tek bir türün durumu temelindeki kriterlere bağlanamaz. &lt;br /&gt;
2. Sağlık, türlerin sayımı ve envanteriyle ölçülemez. &lt;br /&gt;
3. Sağlık, ekosistemlerde doğal olarak görülen ardışık değişiklikler üzerindeki bilgimize dayanmalıdır. &lt;br /&gt;
4. Optimal sağlık ölçütleri tek değerli (monotonik), sistematik ve görülebilir tarzda değişebilirken ekosistem sağlığı tek bir değerle ölçülemez. &lt;br /&gt;
5. Sağlık ölçütleri tanımlanabilen sınırlar içerisinde bulunmalıdır. &lt;br /&gt;
6. Sağlık kriterleri verilerdeki değişikliklere cevap verebilmeli, ama büyük değişikliklerde bile süreksizlik göstermemelidir. &lt;br /&gt;
7. Sağlık ölçütleri, eğer uygunsa istatistik özellikler göstermelidir. &lt;br /&gt;
8. Sağlık değerlendirme kriterleri ekosistemlerin hiyerarşik düzenlenişine uygun olmalıdır. &lt;br /&gt;
9. Sağlık ölçütleri genel bir boyutta kullanılmalıdır. &lt;br /&gt;
10. Sağlık ölçütleri gözlem sayısına duyarlı olmamalıdır. &lt;br /&gt;
Bir ekosistemin varlığını sürdürebilmesi için ölçümü ve kullanımı kolay bazı kurallar tanımlanmıştır (Schaeffer, 1988) &lt;br /&gt;
o Habitat’ta istenen çeşitlilik ve organizma üretkenliği &lt;br /&gt;
o Organizmalar arasında fenotipik ve genotipik çeşitlilik &lt;br /&gt;
o Biotayı destekleyen sağlam bir besin zinciri &lt;br /&gt;
o Organizmalar için yeterli besin havuzu &lt;br /&gt;
o Ekosistemi devam ettirecek yeterlikte besin siklüsü &lt;br /&gt;
o Trofik yapıyı sağlayacak yeterlikte enerji akışı &lt;br /&gt;
o İstenmeyen salınımları yavaşlatacak geri besleme (feedback) mekanizmaları &lt;br /&gt;
o Toksik etkileri onarma kapasitesi, insani girdileri (antropojenik inputlar) bağlama, ayrıştırma, taşıma yada çökertme kapasitesini de içerecek şekilde sisteme uzun süreli toksik etkide bulunamayacak hale getirme yeteneği. &lt;br /&gt;
Tıp ve ekosistem sağlığı: &lt;br /&gt;
Tıpta sağlık değerlendirmeleri aşağıdaki bilindik sırayı izler: &lt;br /&gt;
1. Semptomların tanımlanması &lt;br /&gt;
2. Yaşamsal işaretlerin ölçümü ve tanımlanması. &lt;br /&gt;
3. Ön tanı konması &lt;br /&gt;
4. Çeşitli testlerle tanının verifiye edilmesi &lt;br /&gt;
5. Prognozun belirlenmesi &lt;br /&gt;
6. Tedavinin düzenlenmesi &lt;br /&gt;
*** &lt;br /&gt;
Ekosistem sağlığı kavramının çevre sağlığı yöntemi için önemi: &lt;br /&gt;
Ekosistem sağlığı kavramı çevre sağlığına ekolojik yaklaşım için anahtar öneme sahiptir. Her ne kadar ekolojistler insansız ekosistemlerin (göller, ormanlar, tundralar vb.) sağlığını saptamak, değerlendirmek ve tedavi yöntemlerine karar vermek için geliştirmiş olsalar da, insan sağlığını etkileyen çevre sorunlarına yaklaşımda da bu yöntemin temel unsurları önem taşır: &lt;br /&gt;
1- Bunların başında ekosistemde yer alan bireyin sağlığını ekosistemdeki diğer bireylerden (diğer türler yada aynı türün diğer bireyleri) ayrı görmeyen bütüncül yaklaşım gelir. Bu yaklaşımın önemi insanı ve yaşadığı çevreyi bütüncül bir sistem olarak görmesidir, yoksa tek taraflı kaynak akışıyla tanımlanan bir üretim bandı değil. İnsan sağlığı içinde yaşadığı ekosistemin toplam sağlığını tehlikeye atan yöntemlerle korunamaz. &lt;br /&gt;
2- Denge ve kararlılığın vurgulanması önemlidir. Denge ancak etkileşimin ve sistemin olduğu yerde söz konusudur. Bu yaklaşım insanı çevresindeki doğadan ayrı gören bir anlayışla taban tabana zıttır. Dengenin insan ‘lehine’ bozulduğu kentsel çevrede ortadan kalkan kararlılık ancak daha da yapay önlemler alınarak korunmaya çalışılır. Daha fazla sentetik doğa ise daha büyük çevre sorunlarına ve insan sağlığına yönelik yeni ve bilinmeyen tehditlere neden olur. &lt;br /&gt;
3- Çeşitlilik ve karmaşıklığa atfedilen önem çevre sağlığı yaklaşımında her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Ekosistemin çeşitliliğini ortadan kaldırarak, genetik havuzu ortadan kaldırarak, tür saflaştırılması yoluyla daha sağlıklı bir çevre yaratılmaz. Bataklıkların kurutulması, büyük ekosistemleri sular altında bırakarak yok eden barajların yapılması yada genetik değiştirilmiş tohumlarla mono kültür tarımı yapılması gibi örnekler çeşitliliğin ortadan kaldırılmasının ekosistem ve insan sağlığına yapacağı olumsuz etkiler açısından ele alınabilir. &lt;br /&gt;
4- Esneklik insan organizmasını incelerken de gördüğümüz, çok iyi bildiğimiz bir özelliktir. Organizma dış uyaranlara karşı bir noktaya kadar uyum sağlama, yanıt üretme ve kendini savunma yeteneğine sahiptir. Aynı şey bir üst karmaşıklık düzeyindeki ekosistemler, hatta en üst karmaşıklık düzeyindeki biyosfer ve ekosfer için de geçerlidir. Hatta Gaia teorisi ekosferin sonsuz bir esnekliğe sahip olduğunu öne sürer. Ekosistem sağlığı için olduğu kadar insan sağlığı için de önemli olan bu esneklik kapasitesini zorlayacak düzeyde bir dış etkinin ortaya çıkmamasıdır. Gen havuzunun daralması anlamına da gelen çeşitliliğin azalması da esnekliği, yani uyum kapasitesini azaltır. &lt;br /&gt;
5- Sürdürülebilirlik belki de tüm ekolojiyi özetleyen bir kavram olarak görülebilir. Doğanın, ekosistemin bütününden en küçük canlının yaşamına kadar sürdürülebilir olması hedeflenmelidir. &lt;br /&gt;
SONUÇ: EKOLOJİ İLKELERİ ÇEVRE SAĞLIĞI YÖNTEMİNİ NASIL ETKİLER?&lt;br /&gt;
Çevre sağlığının bilimsel temeli ekolojidir. Çevre bilimleri çok disiplinli, etkileşimli ve bütüncül yaklaşıma sahip olmak durumundadır. Çevre sorunlarının çözümünde bilimsel ekolojiden başlayarak çevre etiğine, ekoloji felsefelerine, çevre hukukuna, çevre mevzuatına, yönetime, tıbba, mühendisliğe kadar çok farklı disiplinler yan yana durmak zorundadır. Öte yandan bir sağlıkçının çevre sağlığı sorunlarını kavraması ekolojinin temellerini, dolayısıyla; &lt;br /&gt;
- sistem yaklaşımını, &lt;br /&gt;
- ekosistem sağlığı ilkelerini, &lt;br /&gt;
- bütünsel bakışı &lt;br /&gt;
- sürdürülebilirliği, &lt;br /&gt;
- esnekliği, &lt;br /&gt;
- enerji akışlarını &lt;br /&gt;
- madde döngülerini &lt;br /&gt;
- popülasyon dinamiklerini &lt;br /&gt;
- denge ve kararlılığın önemini ve &lt;br /&gt;
- çeşitliliğin güzelliğini özümsemesi gerekir. &lt;br /&gt;
‘Ekolojik’ çevre sağlığı bataklıkları kurutmak, fabrikaların kimyasal atıklarıyla kirlenmiş su kaynaklarından gelen suyu klorlamak, tüm sorunları nüfus artışına bağlamak, çevre sağlığı yöntemlerini ekonomik kalkınmanın aracına dönüştürmek, sadece laboratuarda ölçüm yapmak, karar mekanizmalarına müdahale etmeden sadece çevre eğitimi vermek, ya da gözle görünen hasarları azaltmaya çalışmak değildir. &lt;br /&gt;
Ekolojik yaklaşım her şeyden önce aydınlıkta olmayan noktalara fener tutmayı ve aramayı gerektirir. Aradığınız şey genellikle ışığın altında değildir çünkü. &lt;br /&gt;
Çevre sağlığına ekolojik yaklaşımın ekoloji biliminin de ötesinde etik, felsefi ve politik tartışmaları izlemekle mümkün olduğunu da unutmamak gerekiyor. &lt;br /&gt;
7 Haziran 2003, İstanbul, Dr. Ümit Şahin &lt;br /&gt;
KAYNAKÇA &lt;br /&gt;
1- Boughey AS. Fundemental Ecology. Intext Educational Publishers, Pennsylvania, 1971 &lt;br /&gt;
2- Commoner B. The Closing Circle. Confronting the Environmental Crisis. Lowe and Brydon Ltd, London, 1971 &lt;br /&gt;
3- Costanza R, Norton BG, Haskell BD (editors). Ecosystem Health: New Goals for Environmental Management. Island Press, Washington, 1992 &lt;br /&gt;
4- Kışlalıoğlu M, Berkes F. Ekoloji ve Çevre Bilimleri. Remzi Kitabevi, 1990 (2001) &lt;br /&gt;
5- Leopold A. A Sand County Almanac And Sketches Here and There. Oxford University Press, 1949 (1987) &lt;br /&gt;
6- Lovelock J. Gaia: A New Look at Life on Earth. Oxford University Press, 1979 (2000) &lt;br /&gt;
7- Odum EP. Ecology and Our Endangared Life-Support Systems. Sinauer Associates, Inc Publishers, Massachusetts, 1913 (1989)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ekoloji ve Çevre Bilimleri&lt;br /&gt;
Çevre sorunları dünyanın pek çok yerinde, bu arada Türkiye'de son yirmi yılda güncel yaşama iyice girmiş konulardır. Ormanların tahribi ve erozyon sorunu, hızlı nüfus artışı, düzensiz şehirleşme ve yeşil alanların eksikliği, kıyıların bozulması, sanayide kullanılan kimyasal maddelerin insan sağlığına etkisi, nükleer enerji ve termik santrallarla ilgili sorunlar sadece Türkiye'de değil, dünyanın pek çok ülkesinde çözümleri aranan sorunlar haline gelmiştir. &lt;br /&gt;
Ekoloji, insan ve diğer canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı olarak tanımlanmaktadır. Ekoloji, bir anlamda çok yeni, başka bir anlamda da, epeyce eski bir bilim dalıdır. Yakın yulara kadar ekoloji, biyolojinin oldukça önemsiz bir branşı olarak; bitki ve hayvanların çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı şeklinde tanımlanırdı. Oysa, 1970'ten bu yana, ekolojinin kapsamı, çevre sorunlarının giderek önem kazanmasıyla genişledi ve insan-doğa ilişkilerini de içermeğe başladı. Yakın yılların ekoloji yapıtları, bu görüş değişimini yansıtmaktadır. Örneğin, Kormondy'nin Ekolojinin Kavramları (1969) adlı kitabı, ekolojiyi yalnız biyolojinin bir dalı olarak tanımlarken; Odum'un Ekolojinin Temel İlkeleri (1971) adlı kitabı, insanı ancak sınırlı bir ölçüde ekolojinin kapsamı içine alıyordu. Oysa, aynı yazarların daha sonraki yıllarda yazdıkları kitaplarda insan ekolojisine ayrılan kısımların giderek daha arttığı görülüyordu. Kormondy'nin Ekolojinin Kavramları kitabının 1984 tarihli üçüncü kez yeniden düzenlenmiş baskısında, insan Ekolojisi bahsi, altı temel bölümden birini oluşturuyor; Odum'un Temel Ekoloji (1983) kitabında ise, bu konuda ayrı bir bölüm bulunmamakla beraber, insan ekolojisi örneklerine ayrıntılı biçimde kitabın tüm kısımlarında rastlanıyordu. &lt;br /&gt;
Ancak, bu genişletilmiş tanımıyla bile, ekoloji bilimi hâlâ biyolojinin bir dalıdır. Günümüzdeki çevre bilimleri, ekolojiden kaynaklanmış olmakla birlikte, ekoloji ile eş anlamlı değildir. Çevre bilimleri, ekolojiden başka bilim dallarını da bünyesinde toplayan, disiplinler arası bir alan olarak son yirmi yılda ortaya çıkmıştır. Çevre bilimlerine ormancılık, ziraat, tıp, coğrafya, sosyoloji, antropoloji, ekonomi, fizik kimya, mühendislik, siyasal bilimler ve hukukun da katkısı olmuştur. Ekolojik ilkelerin yanı sıra, bu çeşitli bilim dallarından alınan ilkeler de, çevre bilimlerinde kullanılmaktadır. Hatta, yukarıda sayılan bilim dallarının çerçevesinde yazılmış pek çok çevre bilim kitabı mevcuttur. Çeşitli temel ve uygulamalı bilim ile sosyal bilim dallarının entegre edilmesi, çevre bilimler alanını çok zenginleştirmektedir. Ancak, çevre bilim konusunun gelişimi ve günümüzdeki durumu göz önüne alınırsa, çevre bilimleri için kullanılacak en doğal bilimsel çerçevenin ekoloji olduğu görülür. Dolayısıyla, bu kitapta çevre bilimleri temelde ekolojik ilkelere dayandırılarak ele alınmaktadır. Örneğin, ekosistem ilkesi, ekolojinin tanımında kullanılan çevre ve ilişki kavranılan başlangıç olarak ele alınabilir. &lt;br /&gt;
Ekolojik Çevre Kavramı &lt;br /&gt;
Doğada büyük, küçük hiçbir canlı tek başına bulunmaz. Diğer hiçbir canlının bulunmadığı, belli fiziksel-kimyasal koşulların karşılanmadığı bir ortamda var olamaz. Canlının bulunduğu yerdeki fiziksel-kimyasal koşullar ve diğer canlılar o canlının çevresini oluşturur. Ekolojik anlamda çevre sözcüğü, bireyle ilişkili canlı cansız her şeyi kapsar. Böylelikle, her organizmanın çevresi canlı ve cansız olmak üzere, iki kısımdan oluşur. &lt;br /&gt;
Organizmayla aynı fiziksel alam paylaşan ve organizmayı doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak etkileyen tüm türler, canlı çevreyi oluşturur. Örneğin, gölde yaşayan bir balığın canlı çevresi yalnız diğer balıklardan oluşmaz. Göldeki çeşitli bitki türleri, küçük, büyük hayvan türleri, mikroorganizmalar ve de o gölde avlanan balıkçı, hep o balığın canlı çevresi kapsamına girer. &lt;br /&gt;
Organizmanın cansız çevresi, genel anlamda kara, su gibi canlının içinde ya da üzerinde yaşadığı somut (maddesel) bir ortamdan oluşur. Bunun dışında hava koşullan, toprak ve suyun fiziksel-kimyasal özellikleri, gün ışığının mevsimsel değişimi, hep cansız çevreyi oluşturan koşullar arasındadır. &lt;br /&gt;
Organizmanın cansız çevresinde, fiziksel veya kimyasal öğeler çok kez bir araya gelerek, bir etkenler bileşiği oluşturur. &quot;Toprak&quot;, &quot;iklim&quot; böyle birçok değişik fiziksel-kimyasal koşulun bir araya gelerek, oluşturduğu etkenler bileşiği örneklerindedir. Örneğin, toprak denilince, genellikle yerkürenin katı kabuğunun ufalanarak oluşturduğu parçacık kümeleri akla gelir. Ancak, toprak yalnızca taşküre (litosfer) kökenli kimyasal maddelerden oluşmaz, iklim koşullan, canlıların işlevleri de toprağın niteliğini doğrudan doğruya etkiler. Toprakta yaşayan çeşitli canlılar, işlevleri ve toprağa ekledikleri organik maddelerle toprağın özelliklerini etkilerler. Isı değişimi, yağış gibi iklim koşullan da geniş ölçüde toprağın özel yapısını belirler. &lt;br /&gt;
Ekolojik İlişkiler &lt;br /&gt;
Organizmalar hem cansız çevrelerinden etkilenirler, hem de varlıklarıyla cansız çevrelerini etkilerler. Organizma-cansız çevre ilişkileri çok çeşitlidir. Örneğin, bitkilerin büyüyebilmek için ortamdan nitrat, fosfat gibi besleyici mineralleri (gübre) almaları; endüstri artıklarından zehirlenmeler; kuraklıktan bitkilerin ölmeleri gibi. Organizmalar aynı zamanda işlevleriyle, cansız çevrelerinin fiziksel-kimyasal niteliğini değiştirebilirler. Örneğin, baklagiller familyasından bitkiler, üzerinde büyüdükleri toprağın kimyasal yapısını etkilerler; içindeki azot miktarını artarlar. Yersolucanları toprağı yutarak, sindirim sistemlerinde ufalamakla kalmazlar, aynı zamanda aktif olarak kalsiyum karbonat eklerler. Ayrıca, topraktaki organik bileşikleri de, daha yalın maddelere ayrıştırırlar. Böylece, toprağın hem fiziksel, hem de kimyasal yapısını etkilemiş olurlar. &lt;br /&gt;
Dünya denizlerinde dört milyar yıl kadar önce evrimle ortaya çıkan mikroskobik bitkilerin faaliyetlerinin, dünya atmosferindeki oksijeni oluşturduğu bilinir. Organizmaların varlıklarıyla, cansız çevrelerinin özelliklerini etkileyişlerinin bir başka örneği de, bir bölgede bitki örtüsü değiştikçe, cansız çevre koşullarının değişmesidir. Bitki örtüsü azaldıkça, yağış azalır, erozyon başlar, sonunda toprağın niteliği değişir ve verimi düşer. &lt;br /&gt;
Tüm canlılar arasında, bulunduğu ortamı en çok etkileyen, şüphesiz ki, insandır. İnsandan başka hiçbir canlı geniş alanların bitki örtüsünü kaldırarak, kendine toplu barınak yerleri yapıp, tarım alanları açamaz. Madenleri cansız ortamdan çıkaramaz ya da insan yapısı (sentetik) kimyasal maddeler üreterek ortama ekleyemez. Böylelikle insan, canlı-cansız çevrenin çok hızla ve düzensiz biçimde değişmesinin sorumluluğunu yüklenmiş durumdadır. &lt;br /&gt;
Canlılar Arasında İlişkiler &lt;br /&gt;
Doğada ekolojik ilişkiler yalnız organizma ile cansız çevresi arasında kalmaz, canlıların birbirleriyle etkileşimlerini de içerir. Organizmalar arasında çeşitli nitelikte ilişkiler olasıdır. Bu ilişkilerin pek çoğu iki grupta toplanabilir: Beslenmeye yönelik ilişkiler ve üremeye yönelik ilişkiler. &lt;br /&gt;
Doğada hangi organizmanın hangi organizmayla beslendiği ekolojinin çok önemli bir konusudur. Organizmanın beslenme ilişkileri, çoğunlukla kendisiyle ayrı türden canlılar arasında geçer. Doğada yamyamlık olayı (bireyin aynı türden başka bireylerle beslenmesi) yaygın değildir. Canlılar arasındaki beslenme ilişkileri her zaman bir organizmanın ötekini besin kaynağı olarak kullanması şeklinde görülmez. Değişik türden canlılar herhangi bir besin kaynağını elde etmek için yarışabilirler. Buna ekolojik rekabet denir. &lt;br /&gt;
Ayrı türden canlılar arasındaki beslenme ilişkileri her zaman düşmanca olmaz. Bazen iki değişik tür organizma bir araya gelerek her iki tarafa da yararlı bir ortaklık oluşturabilirler. Buna ekolojide sembiyoz (ortak yaşam) denir. Sembiyotik bir beslenme ilişkisinin ilginç bir örneği, kaya ve taş yüzeylerde yaşayan, liken adlı bitkisel canlılardır. Deniz yosunu türünden bazı organizmalar, fungus türü organizmalarla bir araya gelip, liken denilen tek bir organizma gibi yaşarlar. Fungus türü organizma, özel kök ve enzim sistemiyle cansız ortamdan, özellikle havadan, yeşil bitkinin alamayacağı mineral, su gibi maddeleri çıkarır. Yosun türü canlı ise, bu maddeleri fotosentez için kullanarak her iki tarafın da yararlanacağı organik maddeleri üretir. Böylelikle, likenler kendilerini oluşturan organizmaların ayrı ayrı yaşayamayacağı ortamlarda başarıyla yaşayabilirler. &lt;br /&gt;
Beslenmeye yönelik ilişkiler, aynı tür canlılar arasında da olabilir. Bunlar çoğunlukla bir arada beslenme, bulunan besinin yerini birbirlerine bildirme ya da tam tersi olarak, besin maddesi uğruna kavga etmek şeklinde görülür. Aynı türden canlılar arasındaki beslenme işbirliğinin güzel bir örneği arılarda görülür. Uygun bir beslenme yeri bulan balansı, yalnız kendisi çiçek özü toplamakla kalmaz, özel bir uçuş şekliyle bulduğu yeri kovandaki anlara da bildirir. Kurtlar bir araya gelip sürü olarak avlanırlar, ortak avdan hepsi yararlanır. &lt;br /&gt;
Doğada diğer bir tür ilişkiler grubu ise, organizmanın üremesine yönelik ilişkilerdir. Bunlar çoğunlukla aynı türden bireyler arasında olur ve eş bulma, eşe kendini kabul ettirme, aynı seksten başka bireyleri çevreden uzaklaştırma gibi davranışları içerir. Birçok türde erkek kuşlar özel bir ötüş şekliyle varlıklarını diğer kuşlara duyururlar. Böylece, hem diğer erkek kuşları uyarmış, hem de çevredeki dişi kuşların ilgisini çekmiş olurlar. İki erkek deniz aslanı, karaya çıkmış bir grup dişiye sahip olabilmek için, kıyasıya dövüşürler. Hayvanlar arasındaki beslenme ve üremeye yönelik ilişkiler, davranış ekolojisi dalında incelenir. Yukarıda kısaca görüldüğü gibi, canlıların birbirleriyle ve cansız ortamla ilişkileri çok çeşitli şekillerde olabilir. Yeri geldikçe, bu ilişkilerin özellikleri ve doğa düzenindeki yeri ayrıntılı olarak incelenecektir. Ekolojik ilişkiler, canlıların birbirleriyle ve cansız ortamla her türlü alışverişlerini içerir. Ekoloji bilimi ise, bu ilişkilerin niceliklerini ve niteliklerini araştırır. &lt;br /&gt;
Tüm canlılar yerkürenin ekosfer adı verilen çok ince bir yüzey katmanında bulunur. Ekosferde süregelen çeşitli ekolojik ilişkiler &quot;yaşam&quot; dediğimiz olayı sürdürür. Belli bir alanda yaşayan ve birbirleriyle sürekli etkileşim içinde olan canlılar ile cansız çevrelerinin oluşturduğu bütüne de ekosistem denir. Ekosistem kavramının ikinci ve daha geniş bir tanımı da şöyle verilebilir: Sınırları belli bir bölge içinde yaşayan üreticiler, tüketiciler, ayrıştırıcılar ve onların cansız çevrelerinden oluşan; enerji akımı, mineral döngüleri ve populasyon denetim işlevlerini kapsayan bir birime ekosistem denir. &lt;br /&gt;
İnsan-Doğa İlişkileri&lt;br /&gt;
İnsan da ekosferde yaşayan bir canlıdır ve diğer canlılar gibi, ekoloji kurallarının kapsamı içindedir. Bununla birlikte, yakın zamanlara kadar yayımlanan birçok temel ekoloji kitabında, insanın doğadaki yeri ve işlevi üzerinde durulmadığı görülür. Bunun bir nedeni, insanın doğadaki yerinin diğer canlılardan çok değişik olmasıdır. &lt;br /&gt;
Daha önce de değinildiği gibi, insan kadar çevresini etkileyen başka hiçbir canlı yoktur. Ancak, bazı ekologların insanı ekolojinin kapsamı dışında bırakmalarının bir nedeni, insan-çevre ilişkilerinin diğer canlılarla karıştırılmayacak ölçüde karmaşıklığıdır. Bu ilişkiler, biyolojik bilimlerden başka, sosyoloji ve ekonomi gibi sosyal bilimleri de çoğu kez içine alır. Klasik ekologlar, insanı konu dışı bırakarak, doğayı inceleme işini kolaylaştırma yolunu seçmişlerdi. Buna karşın pek çok sosyal bilimci de, insanı odak noktası olarak benimseyip, çevreyi yalnız insan toplumlarının yapısını etkilemesi yönünden ele aldı ve doğadaki diğer canlıları -insanı doğrudan doğruya ilgilendirmedikçe- hesaba katmadı. Bu yaklaşım insanın gözünde, insanla doğanın diğer öğeleri arasında, aslında var olmayan bir kopukluk oluşturdu, insanın kendini doğanın diğer parçalarından soyutlayarak düşünmesi, bugün çevremizde her alanda görülen doğa-insan dengesizliğine daha çok yol açtı. Ekolojiyi anlayabilmek için, insanı da kapsamak üzere, ekosferdeki tüm canlıların ilişkilerinin bilincinde olmak gerekir. Ekolojinin çok geniş olan kapsamı, kavranılması en güç olan özellikleri arasındadır. &lt;br /&gt;
Güncel Yaşamda Ekolojik Bilgi Kullanımı &lt;br /&gt;
Günümüzdeki toplumda, nüfusun büyük bir yüzdesi kentleşmiş, doğadan kopmuştur. Diğer yandan, kentli birey doğaya ne kadar yabancılaşsa da, bu, insanın doğaya bağımlılığını azaltmaz. Paketlenmiş olarak alacağı ekmeğin buğdayının, kutulardan çıkan konservelerin sebzelerinin, paketlerde satılan etin geldiği hayvanın, yine kırsal kesimlerde yetiştirilmesi gerekir. Ancak, pek çok kentli, yaşamlarını doğadan ayrı bir bütün olarak görmeye alışmıştır. &lt;br /&gt;
İlginçtir ki, sanayileşmiş ülkelerde birçok kentli, giderek boş zamanlarını bahçecilik, balıkçılık gibi uğraşlarla değerlendirmeye çalışmaktadır. Kentli, olanakları ölçüsünde, bahçesinde sebze ya da çiçek yetiştirir. Eğer yakınlarda deniz, göl, ırmak varsa, balık tutmaya gider. Olanakları elverirse belki biraz yaban avcılığı yapar, işte balıkçılık, bahçecilik, avcılık gibi bütün bu uğraşlar, az veya çok düzeyde ekolojik bilgi kullanımı gerektirir. Boş zamanlarında zevk için, ama ciddi şekilde çiçek yetiştiren kişi, bahçesini en iyi biçimde kullanmak için gerekli ekolojik bilgiyi edinmiştir. Bahçesindeki toprağın cinsini, hangi çiçeklerin bu toprakta en iyi yetişeceğini bilir, hangi çiçeğin güneş ya da gölge sevdiği, ne kadar sulanması gerektiği hakkında güvenilir bilgisi vardır. Bahçesini bunlara göre düzenler. Gördüğü bazı böceklerin zararlı, diğerlerinin ise, çiçekler için faydalı olduğunu gözler. Bu ekolojik bilgileri kendi deneyimleriyle, başkalarından duyduklarıyla veya okumak yoluyla edinmiştir. &lt;br /&gt;
Benzer şekilde, boş zamanlarında balığa giden kişi de, kendi ölçüsünde ekolojik bilgi kullanır. Çoğu kez aynı yerlerde avlanıyorsa, daha önce yakaladıklarından orada ne tür balıkların bulunduğu hakkında sağlam bir kanı oluşturmuştur, ya da bu bilgiyi başka balıkçılardan duyup öğrenmiştir. Balıkların hangi mevsimde avlanmaya uygun olacaklarını, ne zaman yumurta bırakacaklarını bilir. Eğer uzun süredir aynı yerde avlanıyorsa, yakaladıklarından suda olan değişimlerin farkına varır. Örneğin, &quot;Buraya taşocağı açıldı açılalı, alabalık çıkmaz oldu&quot;, ya da &quot;bu göl suyu böyle çamurlaştı diye turna azaldı&quot; gibi sebep-sonuç ilişkileri kurar. &lt;br /&gt;
Her iki örnekte de, bireyler balık tutmak ya da çiçek yetiştirmek uğraşı sırasında çevrelerine ekolojik bir yaklaşım uygularlar. Genellikle amatör balıkçının, amatör bahçeciye kıyasla, ekolojik-bilgisi daha az tutarlıdır. Balık suda yaşadığından, su içinde nasıl hareket ettiğini ve sudaki diğer değişmeleri, göz önünde bir bahçede olduğu gibi, gözlemeye olanak yoktur. Ara sıra balık tutan birinin o su ortamı hakkındaki ekolojik bilgisi, başkalarından duydukları ve kendi avladıklarına dayanarak yaptığı tahminlerdir. &lt;br /&gt;
Meraklı bir bahçeci ise, bahçesini yakından gözleyerek, neler yapması gerektiği konusunda daha sağlıklı kararlar alabilir. Kendini geçindirmek, yaşamını sağlamak için, toprağı kullanan çiftçi, hayvan yetiştirici ya da profesyonel balıkçı, başarılı olmak için çevresine, yukarıda verilen örneklerden çok daha sağlam bir ekolojik yaklaşım uygulamak zorundadır. Balık tutabilmek, ya da toprağını en iyi şekilde kullanabilmek için, çevresindeki ekolojik koşulları tanıması, doğru değerlendirmesi ve edindiği bilgiyi çevresine uygulaması gerekir. Bu durumda biri, yaşayabilmek için uğraşına ne denli bağımlıysa, kullandığı ekolojik bilgiler o kadar tutarlı olur. Örneğin, kutuplarda balıkçılık yapan bir Eskimo avcısı, zevk için balık tutan bir kentliden çok daha dikkatli bir gözlemci olmak zorundadır. Çünkü güvenilir ekolojik bilgiler edinmemişse, kendi yaşamı ve ailesinin yaşamı tehlikeye girer. Avlanabilmek için yalnız sandalı ve babadan kalma ağları olan balıkçı, kendini ve ailesini geçindirecek kadar balık tutmak için, geniş ölçüde ekolojik bilgilere dayanmak zorundadır. Mevsimsel değişimleri, hangi balığı hangi derinlikte avlayacağını bilmek için, denizi iyi tanıması gerekir. Böyle bir balıkçı, ara sıra balığa giden bir amatörden çok daha tutarlı ekolojik bilgiler kullanmaktadır. &lt;br /&gt;
Benzer şekilde, yaşamını yalnız kendi yetiştirdikleriyle sürdüren bir çiftçi de, zevk için bahçesinde sebze, meyve yetiştiren bir kentliden; daha geniş ölçüde doğa bilgisi kullanır. Kuşaklar boyunca biriken böyle bilgiye, &quot;geleneksel ekolojik bilgi&quot; denir. Geleneksel ekoloji, bilimsel çevrelerde giderek daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
Dr. Orhun KALKAN   (Halk Sağlığı Uzmanı) http://www.bsm.gov.tr/makale/20026.asp?sayi=20026&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÇEVRE SAĞLIĞI - TÜRKİYE’DEN ÖRNEKLER&lt;br /&gt;
Ekoloji, organizmalarla, içinde yaşandıkları ortamı ve bu iki varlığa ait karşılıklı etki ve ilişkileri inceleyen bir bilim dalı olarak tanımlanabilir. Bu tanımlamadaki organizmalar, diğer bir deyim ile canlılar veya canlı çevre; insan, hayvan ve bitkilere ait bireyleri veya bunlardan oluşmuş toplumları ifade etmektedir. Tanımlamanın içinde geçen organizmaların içinde yaşadıkları ortam deyimi ise cansız çevre olarak da ifade edilir ve hava, su, toprak, ışık gibi faktörleri kapsar. Ekolojinin; botanik, zooloji, mikrobiyoloji, fizyoloji, bitki beslenmesi, anatomi, morfoloji, patoloji, pedeloji, jeoloji, jeomorfoloji, mineraloji, fizik, kimya, meteoroloji ve klimatoloji gibi bilim dalları ile yakın ilgisi vardır. Araştırma konusu, yöntemi ve amaçlarındaki bazı özellikleri yardımıyla ekolojiyi diğer doğa bilimlerinden ayırma olanağı vardır.&lt;br /&gt;
1) Herşeyden önce ekoloji bütün canlılar için ortak olan ve canlılar üzerinde etki yapabilen temel konularla ilgilenir.&lt;br /&gt;
2) Diğer bir ayırıcı özelliği ise ekolojinin bir canlıya ait belirli organları ve bu organlardaki hayat süreçlerini değil, canlıların içinde bulundukları hayat ortamı ile olan karşılıklı ilişkilerini incelemesidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
•	Ekoloji, organizma ile çevresi arasındaki ilişkiyi inceleyen bilimdir (1869 Ernest Haeckel).&lt;br /&gt;
•	Çevre, canlıların gelişmesini sağlayan ve onları sürekli olarak etkileri altında bulunduran fiziksel, kimyasal (abiyotik), biyolojik (biyotik) ve toplumsal faktörlerin bütünüdür.&lt;br /&gt;
Dünyada mevcut tüm canlı topluluklara ve bunların içinde yaşadıkları fizikokimyasal ortamı kapsayan bütüne 'Ekosistem' denir. Çevre ekosistemlerdir.&lt;br /&gt;
Ekosistemde yaşayan farklı türler komüniteyi oluşturur. Aynı türün oluşturduğu topluluk popülasyon, yaşadığı bölge habitat, rolü ya da işi ise niş olarak adlandırılır. &lt;br /&gt;
Çevre daha sonraki koşullarda yaşayabilecek olanları seçer; Seçilen bu varlıklar canlılıklarını sürdürebilir.&lt;br /&gt;
Çevre sağlığı başlıca insanı ve diğer canlıları canlılıklarını sağlıklı sürdürme yönünde etkileyecek çevre koşullarını sağlama çalışmalarıdır.&lt;br /&gt;
Çevre kirliliği ise insanı ve diğer canlıları olumsuz yönde etkileyecek, yok edecek çevre koşullarıdır.&lt;br /&gt;
İnsan ve diğer canlılar üzerinde zehirleyici etki yapan maddeler toksik maddelerdir. Bu etkiler üzerine çalışan bilim dalı toksikolojidir&lt;br /&gt;
•	Fizik çevre başlıca hava, su, toprak, gıdalar, konutlar, atıklar, pestisitler ve deterjanlar, gürültü, radyasyon olarak incelenebilir.&lt;br /&gt;
•	&lt;br /&gt;
•	HAVA: Temiz hava olarak nitelendirilen atmosferin alt katmanı azot, oksijen, karbondioksit ve çok az miktarda diğer gazlardan oluşur.&lt;br /&gt;
Atmosferin üst katmanında ozon gazının (O3) oluşturduğu tabaka ise güneşten gelen zararlı ışınların çoğunu yansıtıp bir kısmını tutarak yeryüzüne ulaşmasını engeller.&lt;br /&gt;
Hava doğal ve doğal olmayan kirleticilerle kirlenir.&lt;br /&gt;
•	 &lt;br /&gt;
•	 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
•	Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından; halk sağlığının korunabilmesi amacıyla 500 mikrogram/m3/10 dakika kükürt dioksit sınır değerinin aşılmaması tavsiye edilmektedir. Bu değer maksimum 1 saatlik ortalama değer olan 350 mikrogram/ m3e eşdeğer bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
•	Türkiye’de hava kirliliği ölçüm çalışmaları 2 Kasım 1986 ve &lt;br /&gt;
  19 269 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliğine göre SO2ve partikül ölçümleri ile yapılmaktadır.    &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
T.C. Sağlık Bakanlığı Çevre Sağlığı Araştırma Müdürlüğü hava kalitesini izlemekte ve değerlendirmektedir.                    Bu çalışmaları Avrupa’da Hava Kirleticilerinin Sınırlar ötesi Taşınımlarının Takibi ve Değerlendirilmesi İşbirliği Programı (EMEP) çerçevesinde 07.10.1990 tarih ve 20 658 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Milletlerarası Anlaşma Hükümleri uyarınca yürütmektedir.  &lt;br /&gt;
•	01-01-2003 te Ankara şehir ortalaması Hava Kalitesi İndeksi 62 dir.&lt;br /&gt;
•	Referans Değerler: &lt;br /&gt;
•	0-50:iyi,&lt;br /&gt;
•	51-100:orta,&lt;br /&gt;
•	101-150:hassas gruplar için sağlıksız,&lt;br /&gt;
•	151-200:sağlıksız,&lt;br /&gt;
•	301-500: tehlikelidir.&lt;br /&gt;
Hava kirliliğini önlemek için:&lt;br /&gt;
•	Fosil yakıtlar olabildiğince az kullanılmalı, doğalgaz, güneş enerjisi, jeotermal enerji tercih edilmelidir,&lt;br /&gt;
•	Karayolu taşımacılığı yerine demiryolu ve deniz taşımacılığına ağırlık verilmelidir. Büyük kentlerde toplu taşıma hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır,&lt;br /&gt;
•	Sanayi kuruluşlarının atıklarını havaya vermeleri önlenmelidir; Yeşil alanlar artırılmalı, orman yangınları önlenmelidir; Ozon tabakasına zarar veren maddeler kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;
•	&lt;br /&gt;
•	SU:Sağlıklı su içinde hastalık yapıcı mikroorganizmaların, toksik etki yapan kimyasalların bulunmadığı, dengeli mineral içeriği olan sudur.&lt;br /&gt;
•	Petrol ve yağ atıkları gibi bazı endüstriyel atıklar, tarım ilaçları, böcek ilaçları, deterjanlar, evsel atıklar, borulardaki ya da boyalardaki kurşun, fosil yakıtlar ve elektrikli araç yapımında kullanılan civa, su kirleticileri olarak sayılabilir. &lt;br /&gt;
•	Türkiye’de, 04-09-1988 tarih ve 19 919 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmış olan “Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği” &lt;br /&gt;
•	   09-08-1988 tarihli 2 872 sayılı Çevre Kanunu’na uygun olarak hazırlanmıştır.&lt;br /&gt;
•	Sağlıklı içme suyu sağlamak amacıyla içme-kullanma, kaynak, maden ve kaplıca sularının kalite kontrolu Bölge Hıfzıssıha Enstitüleri ve İl Halk Sağlığı Laboratuvarlarında yapılmaktadır. &lt;br /&gt;
Kimyasal analizler için kaynak sularından 50 000 den fazla nüfuslu yerlerde en az 3 ayda bir, 50 000 e kadar nüfusu olan yerlerde en azından yılda iki kez numune alınmalıdır. &lt;br /&gt;
Suyun florür konsantrasyonu 1mg/l üzerinde olması halinde kullanıcılar tarafından görülecek yerlerde suyun florür içerdiği ilan edilmeli, 2 mg/l nin üzerinde olması halinde 0-7 yaş grubu çocukların içmesinin uygun olmadığı ilan edilmelidir.&lt;br /&gt;
Dezenfekte edilen sulara en az haftada bir bakteriyolojik analiz yapılmalıdır. Epidemi hallerinde bir günde değişik zamanlarda 5 kez numune alınır, koliform bakteri aranır.&lt;br /&gt;
Dağıtım sisteminin içindeki suda E. Coli 100 mililitrede hiç olmamalıdır. Total koliform bakteri sayısı istatistiksel olarak geniş ve uygun olarak alınmış bir yıl içindeki toplam numunelerin % 95 inde olmamalıdır. &lt;br /&gt;
Şişe, galon ve damacanalarda satılan suların kimyasal analizi kaptajda en az altı ayda bir, ambalajında en az ayda bir yapılmalıdır. Bakteriyolojik analiz şişeler için en az haftada bir, damacana ve galonlar için onbeş günde bir yapılmalıdır.&lt;br /&gt;
TOPRAK:Canlıların kaynağı sayılabilecek mineraller, su ve oksijen içeren toprağın, asiditesi ve tuz içeriği de önemlidir.&lt;br /&gt;
Toprağın yapısına katılan ve doğal olmayan maddeler toprak kirliliğine neden olur. Böyle topraklarda bitkiler, solucan ve bunun gibi hayvanlar yaşayamaz, bitkilere geçen kirletici maddeler besin zinciri yoluyla insana kadar ulaşır.     &lt;br /&gt;
Ev, işyeri, hastane ve sanayi atıkları,&lt;br /&gt;
Radyoaktif atıklar,&lt;br /&gt;
Hava kirliliği sonucu oluşan asit yağmurları,&lt;br /&gt;
Aşırı kullanılan yapay gübre ve tarım ilaçları,&lt;br /&gt;
Tarımda gereksiz ya da aşırı hormon kullanımı&lt;br /&gt;
Suların kirlenmesi toprak kirliliğine neden olan başlıca etmenlerdir.&lt;br /&gt;
•	Toprak kirliliğinin önlenmesi için:&lt;br /&gt;
Verimli tarım topraklarında yerleşim ve sanayi alanları kurulmamalı, yeşil alanlar artırılmalıdır,&lt;br /&gt;
Ev ve sanayi atıkları, toprağa (ve sulara) zarar vermeyecek şekilde toplanıp depolanmalıdır,&lt;br /&gt;
Yapay gübre ve tarım ilaçlarının kullanılmasında yanlış uygulamalar önlenmelidir,&lt;br /&gt;
Kemerburgaz’da kurulmakta olan kompostlaştırma ve geri kazanma tesisi ise, organik çöpleri çürüterek bitkisel toprağa dönüştürecek, metal, cam, kağıt, plastik, ahşap gibi çöpleri ayıracak şekilde yapılmaktadır.&lt;br /&gt;
•	Tıbbi atıkların evsel atıklardan ayrıştırılarak toplanması, geçici depolanması, taşınması ve yok edilmesi Çevre Bakanlığı tarafından yayımlanan 21 586 sayılı “Tıbbi Atıkların Kontrolu Yönetmeliği”ne göre yapılır. Ünite içinde atıkların ayrıştırılarak toplanması ve geçici depolanması görevi sağlık kuruluşlarına, bu atıkların taşınması ve yok edilmesi işi belediyelere verilmiştir. Denetim sorumluluğu ise Çevre Bakanlığı’nca yürütülmektedir. &lt;br /&gt;
•	Kuruluş ve işletmeler 2872 No lu Çevre Kanunu’nun 10. Maddesi’ne göre, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu hazırlarlar. Bu raporda çevreye yapılabilecek tüm etkiler göz önünde bulundurularak çevre kirlenmesine sebep olabilecek atıkların ne şekilde zararsız hale getirilebileceği ve bu hususta alınacak önlemler belirtilir. &lt;br /&gt;
•	 &lt;br /&gt;
•	 &lt;br /&gt;
GÜRÜLTÜ ( Ses kirliliği ): İstenmeyen, insanı rahatsız eden, düzensiz ve yüksek seslerdir. &lt;br /&gt;
Ses kirliliği yaratan önemli etmenler:&lt;br /&gt;
•	Sanayileşme&lt;br /&gt;
•	Plansız kentleşme&lt;br /&gt;
•	Hızlı nüfus artışı&lt;br /&gt;
•	Ekonomik yetersizlikler&lt;br /&gt;
•	Eğitim eksikliğidir.&lt;br /&gt;
  Ses kirliliğinin insan üzerideki olumsuz etkileri:&lt;br /&gt;
•	İşitme duyarlılığında geçici kayıplar ve işitme kaybı&lt;br /&gt;
•	Kalp atışlarında, tansiyonda, solunumda hızlanma&lt;br /&gt;
•	Stres, uykusuzluk, migren&lt;br /&gt;
•	Görmede bozulma&lt;br /&gt;
•	İş performansının düşmesi&lt;br /&gt;
•	Öğrenme ve sağlıklı düşünmede zayıflama &lt;br /&gt;
•	Ses şiddetini ölçmek için birim olarak desibel (dB) kullanılır. İnsan için 35-65 dB sesler normaldir. 65-90 dB sesler, sürekli işitildiğinde zarar verebilecek kadar risklidir. 90 dB in üzerindeki sesler sağlık için zararlıdır. 120-140 dB de acı duyulur, 140 dB in üstünde beyin harabiyeti olur.   &lt;br /&gt;
Ses kirliliği şu uygulamalarla önlenebilir:&lt;br /&gt;
•	Otomobil kullanımını azaltacak önlemler alarak,&lt;br /&gt;
•	Ev ve işyerlerinde ses geçirmeyen camlar kullanarak,&lt;br /&gt;
•	Eğlence yerleri vbg ortamlarda yüksek sesle müzik çalınması engellenerek,&lt;br /&gt;
•	Gürültü yapan kuruluşların şehir dışında kurulması ile.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
•	RADYASYON: Radyoaktif element denen bazı elementlerin atom çekirdeğinin kendiliğinden parçalanarak etrafa yaydığı alfa, beta ve gama gibi ışınlara radyasyon denir.&lt;br /&gt;
•	Çevreye yayılan bu ışınlar, canlı hücreleri doğrudan etkileyerek mutasyon denilen genlerdeki bozulmaya neden olur. &lt;br /&gt;
•	1945 de Japonya’da, 1986 da Çernobil’de olduğu gibi çok yoğun radyasyon ise ani ölümlere, düşüklere, kanserlere, katarakta, yanıklara, sakat ve ölü doğumlara neden olur.&lt;br /&gt;
Radyasyon doğadaki radyoaktif maddelerden çok, nükleer santraller, nükleer enerji ile çalışan gemiler, nükleer denemeler gibi bunların kullanıldığı ortam ve olaylardan çıkar. Ayrıca teşhis ve tedavide kullanılan bazı cihazlar, tıbbi malzemelerin ve suların dezenfekte edilmesi için kullanılan araçlardan da radyasyon yayılmaktadır. &lt;br /&gt;
•	Radyasyondan korunma için alınacak başlıca önlemler:&lt;br /&gt;
Nükleer atıkların toprağa gömülmesi önlenmelidir,&lt;br /&gt;
Nükleer sızıntılara neden olabilecek kuruluşlarda yapım ve teknoloji standartları konusunda uluslar arası ölçütlere uyulmalıdır,&lt;br /&gt;
Nükleer atıklar başka ülkelerin topraklarına taşınmamalıdır,&lt;br /&gt;
Toplum bu konuda eğitilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
•	KONUTLAR, içinde yaşayanları aşırı soğuk ve sıcak etkisinden koruyan, havası temiz, nemsiz, yeterli güneş ışığı alan, uygun aydınlatılan, günlük hayatın gereksinimlerini sağlayacak büyüklükte olan, temiz, kazalara karşı önlemlerin alındığı bir yapay çevre yaratmış olmalıdır. &lt;br /&gt;
•	Konutta uygun tuvalet, yeterli sağlıklı su, besinleri sağlıklı saklayacak ortam, yeterli hava olmalıdır.&lt;br /&gt;
•	BESİNLER, hijyen ve sanitasyon koşullarına uygun olmalıdır.&lt;br /&gt;
Uz. Dr. A. Emel ÖNAL-İstanbul Üniversitesi-İstanbul Tıp Fakültesi-Halk Sağlığı Anabilim Dalı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ekoloji hayattır hayat da Ekoloji&lt;br /&gt;
Ekoloji canlıların kendi aralarında birbirleri ve çevreleriyle olan ilişkilerini araştıran, başta Biyoloji olmak üzere Anatomi, Fizyoloji, Psikoloji ve Ekonomi’den yararlanan disiplinlerarası bir bilim dalıdır. Ekoloji tabiatta canlıların birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde yaşamalarını incelediği için mesleklerin en eskisi, Yirminci Yüzyıl’ın ilk yarısında yapılan çalışmalarla geliştirildiğinden de, bilimlerin en yenilerinden sayılır. Ekoloji tabiattaki canlılar arasındaki ilişkileri incelerken, hayatı her boyutuyla bütüncü bir yaklaşımla ele alır. Sosyoloji insanın diğer insanlarla, ekoloji de başka canlılarla birlikte yaşamasındaki uyum ve düzenin ilke ve temellerini araştırır. Dünyanın yaşanır kılınmasında Sosyoloji ve Ekoloji hayatın, birbirini tamamlayan iki ayrı yüzüdür. Sosyal çevresiyle uyum içinde olmayan insanın, doğal çevresiyle uyumlu olması mümkün değildir. Denizleri, dağları, ovaları, bitkileri ve hayvanlarıyla tabiat bütün varlıklarıyle uyum ve denge içinde bir bütündür. Tabiattaki varlıklar, birbirleriyle ilişki ve etkileşimlerinde bir ekosistem oluştururlar. Dünya ölçeğindeki ekosistemin odak noktasında inançları, değerleri ve kültürüyle insan vardır. Insan sınırlı bir dünyada yaşadığı unutarak, sınırsız isteklerinin peşine düşerse, tabiattaki uyum ve dengeyi altüst eder. Geçenlerde Prof. Dr. Zafer Ayvaz’ın Editörlüğünü yaptığı, Izmir’de onbeş yıla yakın süre, üç ayda bir yayınlanan uluslarası hakemli &quot;Ekoloji&quot; dergisine gönderilen Dr. Selim Uzunoğlu’nun &quot;Çevreyi Korumada Yeni Bir Konsept: Ekolojik Ego&quot; isimli makalesini, &quot;makul çözüm&quot; ustası Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile birlikte değerlendirdik. Ekoloji dergisi, yöneticileri, okuyucuları ve katkıda bulunanlarıyla, düşünmeye araştırmaya ve öğrenmeye tutkun, herkese açık bir akademik &quot;ekosistem&quot; oluşturmuştur. Tabiatta olduğu gibi, ekonomide de, hammaddeler, tedarikçiler, işletmeler, çalışanlar ve müşterileriyle ulusal ve uluslararası ölçekte oluşmuş ekosistemler görülür. Sözgelimi bütün dünyada motorlu araçların çevresinde, petrol kuyuları, rafineriler, motorlu araç üreten işletmeler, lastikten bilgisayara değişik parça ve ara ürün yetiştiren yan sanayiler, dünyanın dört bir yanına dağılmış petrol istasyonları, tamir ve bakım servislerinden oluşan devasa bir ekosistem vardır. &lt;br /&gt;
   Prof. Dr. Sabahaddin Zaim’e armağan edilen &quot;Iktisat Fakültesi Mecmuası&quot;nda yer alan &quot;Sınırsız Büyüme Yaklaşımının Ortaya Çıkardığı Ekonomik, Çevresel ve Kültürel Sorunlar&quot; isimli çalışmamızda vurgulandığı gibi, canlı cansız bütün varlıklarıyla tabiatın bedelsiz ürünler dağıtan tükenmez bir kaynak olarak algılanması, &quot;global işletme&quot;ye dönüşen dünya ekonomisinin oluşturduğu &quot;ekosistem&quot;i tehdit etmektedir. Ekosistem’i oluşturan halkalardan birinde ortaya çıkan bir aksama, bütün sistemi çökertebilir. Fizikteki &quot;her etkinin bir tepkisi olur&quot; yasası Ekolojide de geçerlidir. Tabiattan alınan hiçbir kaynak bedelsiz değildir. Kurum ve kuruluşlarla birlikte tek tek kişiler ya da toplum, bütün imkanlarını kullanarak, tabiattan ihtiyacından fazlasını alırsa, farkında olmadan, tabiattaki eşsiz uyum ve düzeni de bozar. &lt;br /&gt;
   Ekolojik bilince ulaşan bir toplum, sınırsız isteklerini karşılamak için dünyanın sınırlı kaynaklarını sorumsuzca tüketerek, tabiattaki uyum ve düzeni dinamitlemeye kalkışmaz. Tabiatın dengesini bozan, hayatın kaynağını da kurutur.&lt;br /&gt;
Ekoloji Magazin Dergisi-9. sayı (Ocak - Mart 2006)- Nafiz Gürdoğan&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tabiatla Geçen Çocukluğumuz&lt;br /&gt;
Bir zamanlar köylerimizden, kasabalarımızdan kalkıp şehirlere geldik. Çocukluğumuza ait anılarımızda ağaçlar, tarlalar, leylekler, çobanlar, dereler ve renklerin gerçek halleri var. Geçmişin o çocuklarından biri olarak o günlerin hayali ile huzur buluyorum uyumadan önce. &lt;br /&gt;
   Sabah kuş sesleri ile uyandığımda, pencereden bahçemizdeki ağaçları görürdüm. Yağmur yağdığında yağmurun sesini, tanelerinin ağaç yapraklarına düşmelerinden tanırdım; cama, kiremite, betona değmeden önce. Gece olunca kavak ağacımızın yapraklarının rüzgârdaki hışırtılarının ninnileri ile uykuya dalardım. Ama şimdi şehirde ne yağmurun sesi var, ne de penceremde ağaçların görüntüsü. Yağmurun ve ağacın getirdiği hisler de artık o günlerdeki gibi değil. Tabiatın gurbetteki evlatları gibi hissediyorum kendimi bazı zamanlar. Yeşil ve canlı olan her şey ben çocukken yanı başımdaydı. Buğday tarlasında yere uzanıp başakların arasında kaybolduğumda saatlerce gökyüzünü seyrederdim. Bazen yeşil bazen sarı başakların üzerinden kâh beyaz bulutlar, kâh gri bulutlar geçip giderdi ben onların altında iken. Orada bundan başka isteyebileceğim başka bir şey olmayacağını düşünürdüm; basit ama, derin bir lezzetin içinde. Oysa artık insanı hiçbir şey tatmin etmiyor. Yağmurun altında sırılsıklam olurduk ıslak tahıl kokan tarlalarda. Gök gürültüsü ve şimşeklerden korkardık ama, saygıyla karışık bir korku idi o; babamızdan azar işitmiş gibi. O tanıdık ve sevdiğimiz bir sesti. Toprağın kokusu çocuk zihinlerimize işlediğinde bu kokunun içinde o tarladaki anlarımı da saklardım kendime. &lt;br /&gt;
   Babamla birlikte güneşin batışını, ta ki o, dağın ardında kaybolana kadar seyrederdim. Ama şehrimde güneş, apartmanların ardında kayboluveriyor. Evimizin arka tarafındaki dağın ardından doğan güneşin aydınlattığı yeni bir günde bitkilerin topraktan çıkışına şahit olurdum bahçemizdeki karıncalarla birlikte. Otlar, karıncalar, ağaçlarımız, yetiştirdiğimiz çiçekler ailemizden biriydi. Onlara bir zarar geldiğinde üzülürdük. Kar yağdığında annemin kuşlar için ekmek kırıntılarını karla kaplı bahçeye serpiştirdiğini, bir armut ağacını kurumaktan kurtarmak için uğraştığımızı hiç unutmadım. &lt;br /&gt;
   Kitaplarda okuduğum eski kâşiflere özenip keşiflere çıkardım arkadaşlarımla. Küçük patikaları takip ederek yakındaki dağlara ulaşırdık. Çobanlar olurdu orada, koyunları, beyaz ve şirin kuzuları gördükçe masumiyetin anlamını en somut hali ile öğreniyorduk. Tabiatta ne kadar yufka yürekliydik, su birikintilerine düşen böcekleri büyük bir kahramanlık duygusu ile kurtarırdık. Bir hayatın kurtarılışının ne olduğunu hissederdim. Çünkü canın büyüyü küçüğü olmaz demişti öğretmenim. Okuldaki öğretmenini, günlük hayatta ağaç yetiştirirken gören bir çocuk için tabiat, duyguları ve hisleri öğretebilen bir öğretmendi. Bu günlerde dağlar şehrin çocuklarının gözlerine, ağaçlar da öğretmenlere çok uzak. &lt;br /&gt;
   Her Pazar ailecek gittiğimiz, dağdaki zeytinliğimizde ebeveynlerimiz çalışırken, kardeşimle derede balıklarla ve kurbağalarla birlikte yüzerdik. Asla bir akvaryum alma ihtiyacımız olmadı. Yol boyunca çiçeklerin, yabani otların isimlerini öğrenirdik anne - babamızdan. Başkalarının yabani bitki dediği otlar bizim için tanıdık varlıklardı. Kentin çimeni olan parklarında yere uzandığımda o günlere ait pek çok şey yok artık. Kulaklarımda, gözlerimde, dilimde ve ellerimde olan hayat çocukluğumdaki kadar dupduru değil şimdilerde. Tabiat denen o kusursuz, çok ince sanatlı, çok renkli ve akıllara durgunluk, yüreklere huzur veren güzellikte ki tabloyu çocukken, dışından seyretmedim, bizzat içinde olduğumu bilirdim. Dışarıdan bakınca ona çerçeveler yaptık duvarlarla, evlerle, binalarla, yollarla. Resimlerini astık odalarımıza. İçinde olmayı hayal edip, yakalayamadığımız tatmini bulmak için. &lt;br /&gt;
   Çocuklarımıza tabiat dediğimiz eseri dışarıdan göstermemeliyiz. Onlar da içinde olmalılar. Çünkü doğadan öğrenecekleri dersler onların kalpleri için gerekli akıllarından ziyade. Tabiatla kol kola olmak yaşama saygıyı getirecektir. Hayat orada her anı ile gözlerinizin önünde cereyan eder ve insan yüzlerce mucizeye tanık olur. Tabiatla dost bir insan, bir çiçeği dahi koparamaz. İnsan dostuna zarar verir mi? Bir karıncayı ezmemek için yolunu değiştiren bir insan başka bir insana, denize, toprağa, hayvanlara zarar verebilir mi? Büyük bir parçamızı çocukluğumuzda, tabiatın saflığında bırakıp geri kalanı ile sosyal hayatımıza devam ediyoruz. Bu tarz hayat toplumu mutlu etmiyor.&lt;br /&gt;
Ekoloji Magazin Dergisi- Arş. Gör. Berkay CAMGÖZ- 10. Sayı (Nisan - Haziran 2006)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
EKOLOJİ VE TEŞEBBÜS: YABANİ HAYATIN&lt;br /&gt;
ÖZEL KESİMCE YÖNETİMİNE DOĞRU(*)&lt;br /&gt;
Çevre kalitesine ve çevre güzelliklerine olan talep büyüyor ve büyümeye devam edecek. Politik iktisatçılar bu hareketi beklemekte; çevre korumacılar bunu alkışlamaktadırlar.&lt;br /&gt;
İçimizden 1960' ların büyük ekolojik uyanışının zarif katılımcıları, birinci Dünya Gününü Amerika tarihinde bir dönüm noktası olarak görürler. Açıkçası, çevresel değerlerin takdiri bir yukarı (superior) maldır; yani, çevre kalitesine olan talep, gelir ve servetteki artışlardan çok daha hızlı artmaktadır. Bu yüzden, çevre kalitesine olan talep, lüks gıdalara, dış seyahata ve paraya olan talebe benzemektedir. Artan merkezi planlama ve sosyalizme doğru meyletme bizim iktisadi gidişimizi tersine çevirmedikçe, daha yüksek çevre kalitesinin tercih edilmesi yönündeki bu kayma (değişim) sürekli olacağa benzemektedir. Bu temel olgunun anlaşılmasındaki başarısızlık, James Watt' ı İçişleri Sekreteri (Bakanı) olarak kısa meslek hayatı boyunca sıkıntıya sokmuştur.&lt;br /&gt;
Yeni bir çevre hareketi gerçekten de ortaya çıkıyor. Bu hareket çevre korumacıların, mali muhafazakarların ve bireysel özgürlük ve sorumluluğa büyük değer veren kişilerin bir koalisyonuna dayalıdır. Yeni Kaynak İktisadı perspektifinden bilim çevrelerinde yüksek entellektüel yer tutan paradigma -ondokuzuncu yüzyılın sonu ile yirminci yüzyılın başlarındaki ilerleme çağı- reform yönünde soylu, fakat hayli safça ve son derece yetersiz bir çabaydı. Bu çaba merkezi planlamaya ve &quot;bireysel yönetim&quot; e dayanmaktaydı. Buna karşılık, &quot;serbest piyasa çevreciliği&quot; olarak bilinen çevre koruma hareketi, özel mülkiyet haklarına, içten rıza kuralına ve piyasa sürecine dayalıdır. Bu paradigma hükümetin birincil fonksiyonu, mülkiyet haklarını tanımlamak ve korumak, anlaşmazlıkların hükme bağlanması için bir kanunlar ve mahkemeler sistemini sağlamak ve yalnızca (hava ve su kirliliği, göçmen yabani hayvanlar ve diğer gezici kaynakların yönetimi gibi) piyasanın halen işleyemediği alanlarla ilgilenip, bunun dışındaki konularda tarafsız bir hakem olarak hizmet etmektir.&lt;br /&gt;
A.B.D. İlerleme Çağı ile başlayarak, kamu mülkiyeti yönetimi ve/veya kaynakların kontrolü ile ilgili bir dizi uygulamayı yürütmüştür. Şu anda artık yüzyıllık veriler mevcuttur - sonuç açık, zorlayıcı ve reddedilemez durum-dadır. Çok basit bir ifadeyle, büyük önem taşıyan sonuç şudur: Bürokrasiler, bürokratların yararına işlemektedir. Bürokratik müteşebbisler, özel çıkar grupları ve seçilmiş resmi görevliler, bu çıkar üçlüsünü yararlandırmaya yönelik bir demir üçgeni oluştururlar. Bunun dolaysız bir sonucu, kötüye kullanılmış bir çevre ve haksızlığa uğramış vergi ödeyicilerdir.&lt;br /&gt;
Ekolojik olarak ters ve ekonomik olarak etkinlikten uzak olan bu sistemin bir sonucu olarak Amerikalılar, ödemek zorunda kaldıkları vergilerle, kendi çevrelerinin yıkıma uğratılmasını sübvanse etmektedirler. Yoksulluğu tercih eden bir mazohist, St. Francis' in hedeflerine karşı çıkan münzeviler ve sosyalist/faşist ideallere doğru ilerlemede ekolojiyi bir basamak olarak kullananlar ancak, şu andaki sistemi destekleyebilir. Orman Hizmetinin açık kereste satışları, Silahlı Kuvvetlerin ve Toprak Islah Bürosunun çevresel açıdan tahripkar ve ekonomik açıdan etkinlikten uzak olan su bentleri, Arazi Yönetim Bürosunun aşırı derecedeki meralaştırmaları, yabani canlı yetişen yerlerin federal hükümetçe sübvanse edilen tahribatı ve tarım Bakanlığıyla İçişleri Bakanlığının çeşitli tasarrufları, bir reform çağrısı korosunu oluşturan kısa bir ayin gibidir.&lt;br /&gt;
Politika analizinin basitçe ifade edilen ilk kuralı şudur: Bütün iyi şeyler birlikte yürümez. İkincisi, daha büyük bir yapıcı değere sahiptir: Kararlar bilgi ve uyarıcılara (müşevvikler) dayalı olarak oluşturulur. Bu kural, hali hazırdaki çevre sorunlarımızı analiz etmede ve mali sorumluluk, çevre-koruma ve bireysel özgürlükle uyumlu yapıcı reformları şekillendirmede bir anahtar sağlar.&lt;br /&gt;
Federal hükümetin kaynak idaresi dairesindeki memurların büyük çoğunluğu zeki, iyi eğitimli ve kendini işine adamış kişilerdir. Kuvvetle vurgulamak gerekir ki sorun, bir kötü insanlar sorunu değil, daha çok, sistematik olarak kötü bilgi ve ters uyarıcılar üreten kuruluşlar sorunudur. Bu sorunlar sosyalleştirilmiş/kollektifleştirilmiş örgütlerin ayrılmaz parçalarıdır.&lt;br /&gt;
Sorunun bir kötü insanlar sorunu olmadığı veri kabul edildiğinde, kötü insanların yerine iyilerinin geçirilmesini öneren mükemmelleştirme konseyi hayli safça bir çaredir. Bundan daha çok, ekolojik ve ekonomik düşüncelere duyarlı yapıcı bir reform, kararların gerçekte bilgi ve uyarıcı temelinde verildiği biçimindeki temel gerçeği kabul etmelidir. Beşeri örgütlenmelerle ilgili bir kaç bin yıllık kayıtlı deneyimimizde, şu gerçek göze çarpmaktadır: Ulusal düzeyde, diğer hiç bir örgütlenme biçimi kaynakları etkinlikle koordine etme ve koruma açısından, özel mülkiyet hakları ve piyasa süreci örgütlenme biçiminin mükemmelliğine yaklaşmamaktadır. Bu sistem Adam Smith tarafından belagatla tasvir edilmiş ve A.B.D. Anayasası ha </content> </entry>  <entry> <author> <name>NURGÜL</name> <uri>http://nurgul.blogspirit.com/about.html</uri> </author> <title>sced340,chapter1</title> <link rel="alternate" type="text/html" href="http://nurgul.blogspirit.com/archive/2006/07/14/sced340-chapter12.html" />  <id>tag:nurgul.blogspirit.com,2006-07-14:901793</id> <updated>2006-07-14T10:48:18+02:00</updated> <published>2006-07-14T10:48:18+02:00</published>   <summary> Chapter 1 
Son yüzyıllarda bilim ve teknolojinin gelişimi hızlı bir...</summary> <content type="html" xml:base="http://nurgul.blogspirit.com/"> Chapter 1&lt;br /&gt;
Son yüzyıllarda bilim ve teknolojinin gelişimi hızlı bir değişimi de beraberinde getirdi. Bu değişime ayak uydurabilmek için de bilim ve teknoloji üzerinde çalışmalar yapmamız gerekiyor. Bilim aslında, insanlığın ihtiyaçları uğrunda gösterdiği çabaların sonucunda gelişir. Bilim ve teknoloji karşılıklı etkileşim halinde gelişim gösterir ve toplumla birlikte şekillenir. Aslında herkes için bilim ve teknoloji çalışmalarının nasıl yapıldığını bilmek birer sorumluluktur, böylece kötü amaçlar güden çalışmaların yapılmasını engelleyebiliriz. Bilim, dünyanın doğasını anlamanın en etkin yoludur, sistematik olup delil ve teorilere dayanır. Gözlem metodundan da yararlanır. Teknoloji bilimden bira daha karmaşıktır. Kimileri teknolojiyi sadece bilimin uygulanmış hali olarak görür. Bunlara göre bilim adamları bilgiyi üretir, teknoloji uzmanları bu bilgilerden yola çıkarak teknolojik aletler üretirler. Eğer bu görüş doğru olsaydı, önceki yüzyıllarda teknolojinin olmadığını savunmamız gerekirdi. Fakat örneğin Mısır’daki piramitler bu tezi çürütmek için yeterli bir örnektir. Oysa teknoloji, yeteneklerin ürünü ve dünyayı kontrol edip şekillendirme bilgisidir. Bilim, teknoloji ve toplum ayrıştırılamaz bir bütündür. Modern dünyada neler olup bittiğini anlamak istiyorsak bu üçlü arasındaki bağıntıyı iyi kurmalıyız. Bilim ve teknoloji sosyal olgunun içerisindedir. Bilim ve teknoloji birbirini şekillendirirken, toplum her ikisini de şekillendiren ana unsurdur. Bilim ve teknoloji tarihte yaşanan olaylardan, bilim ve fikir adamlarından etkilenerek ve bu sayede gelişerek günümüze kadar gelmiştir. Bilim ve teknoloji geliştikçe problemleri ve fırsatları beraberinde getirir. Örneğin bilgisayarın gelişimi hayatın pek çok sahasında büyük kolaylıklar sağlarken, diğer yandan oyunlar, chat, messenger üzerinde fazla yoğunlaşıldığında zaman kaybından başka bir şey değildir. Ya da atom enerjisi pek çok alanda işimize yararken, bomba yapılıp insanları öldürmek için de kullanılabiliyor. </content> </entry>  <entry> <author> <name>NURGÜL</name> <uri>http://nurgul.blogspirit.com/about.html</uri> </author> <title>sced340,chapter2</title> <link rel="alternate" type="text/html" href="http://nurgul.blogspirit.com/archive/2006/07/14/sced340-chapter11.html" />  <id>tag:nurgul.blogspirit.com,2006-07-14:901790</id> <updated>2006-07-14T10:47:10+02:00</updated> <published>2006-07-14T10:45:00+02:00</published>   <summary> Chapter 2 
 
Günümüzde bilim dünyası denince aklımıza daha çok yapılan...</summary> <content type="html" xml:base="http://nurgul.blogspirit.com/"> Chapter 2&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüzde bilim dünyası denince aklımıza daha çok yapılan akademik çalışmalar gelir. Bilim adamları üniversitelerde vakitlerini daha çok öğretmenlik yapmak yerine araştırma yapmaya ayırır. Zaten bilim dünyasında da asıl önemli olan bilim adamlarının makalelerini bilim dünyasına sunmalarıdır. Bu makaleler bilimsel dille yazılır ve ancak bilim adamları tarafından anlaşılabilir. Yazıldıktan sonra hemen yayımlanmaz, öncelikle yetkili çevrelerce gözden geçirilir sonra yayımlanır. Diğer bilim adamları da bu makalelerden yararlanabilir ve onları geliştirebilirler. Bir bilim adamının değeri yayımladığı makaleyle ölçülür. Bilim adamları bu makaleler için para almazlar, bu da motivasyonlarını düşüren bir sebep olarak görülür çoğu zaman, fakat alacakları Nobel ödülü ya da madalyalarla bu durumun üstesinden gelebilme fırsatları var. Bilimsel çalışmalar çok pahalı ve genelde sponsor sıkıntısı yaşanıyor. Bilim adamlarının makale yazmaya teşvik edilmesi önemli buluşlar yapılmasına vesile olur, bilim dünyasında hiyerarşik bir yapının oluşmasına neden olur. Bu makalelerin yayımlanması sayesinde bilimsel çalışmaların yok olup gitme ihtimalinin önüne geçilmiş olur. Genelde akademik gelişimle endüstriyel gelişim aynı gibi görülür oysa bu doğru değil. Akademik alandaki gelişmeler diğer bilim adamlarıyla da paylaşılırken endüstriyel gelişmeler paylaşılmaz çünkü rekabet ortamı içindedirler, en kaliteli ürünün patentinin herkes sadece kendisinde olmasını ister. Diğer yandan bilimin gelişmesi kötü yönde kullanılırsa insanlık büyük Zararlara uğratılabilir. Tarihte Japonya bu vahşete maruz kalıp çok kurban vermiştir. Her şeyde bir etik kaidesi olmalı ve insanlar kendi çıkarları için başkalarını telef etmeyi göze alamamalılar. Ancak böyle olursa bilimi insanlığın yararına kullanabiliriz… </content> </entry>  <entry> <author> <name>NURGÜL</name> <uri>http://nurgul.blogspirit.com/about.html</uri> </author> <title>sced340,bilim teknoloji ve toplum</title> <link rel="alternate" type="text/html" href="http://nurgul.blogspirit.com/archive/2006/07/14/sced340-chapter1.html" />  <id>tag:nurgul.blogspirit.com,2006-07-14:901783</id> <updated>2006-07-14T10:44:30+02:00</updated> <published>2006-07-14T10:40:00+02:00</published>   <summary> BİLİM TEKNOLOJİ VE TOPLUM 
 
 
	Insanoğlu bilimin gelişmesiyle birlikte...</summary> <content type="html" xml:base="http://nurgul.blogspirit.com/"> BİLİM TEKNOLOJİ VE TOPLUM&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
	Insanoğlu bilimin gelişmesiyle birlikte daha müreffeh bir hayat yaşama şansı yakalamıştır. Yeme,barınma, sağlık….vs. şartları iyileşmiş ve insan sadece yaşayan bir varlık olmaktan ziyade üratebilen, düşünebilen bir varlık olmuştur. Kayıt sisteminin gelişmesi de hayatımızı oldukça kolaylaştırmıştır. Bu sayade bilim adamları kendilerinden öncekilerin çalışmalarına ya da istediği herhangi bilgiye  rahatlıkla ulaşabilmektedir. Mikrofotgrafi yöntemi olsa 1940’larda,  kocaman kütüphanelerin  küçücük bir ekrana sığabileceğinden bahsediliyor makalede. Bu bilgiye kolay ulaşılabilirliğin yanı sıra taşınabilirliğini de sağlayacaktır. Ayrıca dünyanın kolaylık ve ucuzluk çağında olduğu belirtiliyor. Geçmişte çeşitli aletler yapılmış ancak çok basit ve ucuz olmadığı için kullanılamamış. O günlerde bilginin çok olması bir problem teşkil ediyor. Bu bilginin hepsi yayınlandığından bir kargaşa oluşuyor ve bilgiyi verimli kullanamıyoruz. Bu nedenle, bilgiyi düzenleyip sınıflandırmak daha verimli kullanabilme fırsatı sunacaktır. Aslında bu problem günümüzde de mevcut. Bilgi gerçekten çok fazla. Bence bu konu üzerine geniş çaplı araştırmalar yapılmalı, yeterli olacak minimum düzeyde bilgi öğrencilere verilmeli fakat araştırma ruhunu da onlara aşılamalı. Böylece herkes istediği, ilgilendiği alanla meşgul olma fırsatı bulabilir ayrıca sevmediği alanlar için  zorlanmazsa motivasyonu artar ve kendi alanında daha başarılı olabilir. Yazıda bilinen şeylerden yola çıkılarak, bilinmeyen şeylere gitmek isteği var. Bu isteklerin bir kısmı bugün gerçekleşmiş durumda. Hayal kurmanın sınır yok. Bazı hayallerin gerçekleştiğini görmek bizi umutlandırmalı ve daha çok üretme geliştirme çabasına sevk etmeli. Hatırlarsak eğer, uçağın hayal edilmesi de küçücük bir sinek vasıtasıyla olmuştur. Yineliyorum, öğrencileri bilgi makinası haline getirmek yerine, düşünme yetisi gelişmiş bireyler haline getirebilirsek başarı elde etmiş, yeni buluşlar için kapılar açmış oluruz. Şüphesiz sinekten ilham alarak uçak yapma fikrine ulaşmak, düşünen bir aklın ürünüdür. Diğer yandan, bilimin gelişmesi, fikirlerin de gelişmesini sağladı. Günümüzde insanlar istediği bilgiye anında bilgisayar vasıtasıyla ulaşabiliyor ve insanlar fikirlerini paylaşma, tartışma ve geliştirme fırsatı buluyor. Bu  da insanların sürü psikolojisinden çıkıp; araştıran bilgili nesiller haline dönüşmesine ön ayak oluyor. Kısacası bilim ve teknolojinin gelişlmesini insanlığın yararı doğrultusunda kullanabilirsek daha kolay ve daha güzel bir dünyada yaşayabiliriz. </content> </entry>  <entry> <author> <name>NURGÜL</name> <uri>http://nurgul.blogspirit.com/about.html</uri> </author> <title>sced40,chapter7</title> <link rel="alternate" type="text/html" href="http://nurgul.blogspirit.com/archive/2006/07/14/sced40-chapter7.html" />  <id>tag:nurgul.blogspirit.com,2006-07-14:901773</id> <updated>2006-07-14T10:33:38+02:00</updated> <published>2006-07-14T10:33:38+02:00</published>   <summary> CHAPTER 7 
 
After the industrial revolution, big countries began to fight...</summary> <content type="html" xml:base="http://nurgul.blogspirit.com/"> CHAPTER 7&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
After the industrial revolution, big countries began to fight to get profits all over the world. There were two world war in this century for this reason. While these countsies’ economy was developing, some countries become poor. Their sources were wanted to use by big countries and poor countries were not given permission to use their sources. I think, ıt is not equitable. Some people are very rich and waste too much but many people all over the world are very poor and can not find their needs to be alive. I can not understand the idea, how cantheir conscience be comfort while many babies, people die because of their exploitation. Many people think only their comfort. We have to find a solution to this problem. Everyone have life right and nobody can decide who will live and who not. I think all of the bad behaviours develop from ethical problems. İf everybody lives morally, countries are indispensible to behave morally. If not, people rise against to injustice. We should give our students a good education in terms of moral. </content> </entry>  <entry> <author> <name>NURGÜL</name> <uri>http://nurgul.blogspirit.com/about.html</uri> </author> <title>sced340.project</title> <link rel="alternate" type="text/html" href="http://nurgul.blogspirit.com/archive/2006/07/14/sced340-chapter7.html" />  <id>tag:nurgul.blogspirit.com,2006-07-14:901770</id> <updated>2006-07-14T10:31:23+02:00</updated> <published>2006-07-14T10:30:00+02:00</published>   <summary> PROJECT 
I want to teach secondary school students. My subject is ekology....</summary> <content type="html" xml:base="http://nurgul.blogspirit.com/"> PROJECT&lt;br /&gt;
I want to teach secondary school students. My subject is ekology. I think, everyone should know much information about protection of environment. If we do not learn about ekology, we can not protect our life areas and can not live there healthily and safely. I think, there is a strong relationship between ekology and STS issues. After science and technology has began to develop, the natural world began to be affected from their harmful results negatively. Certainly, science and technology should develope but scientists, technologists and everyone have conscious about the environment’s importance for all of people. İf not, maybe after some centuries, there may not be lived in the world. Also, the world is polluted by us, so many kinds of species are exhausted because of their natural life areas’polluteness. Especially, chemical wastes are too harmful for species. Today, these species can not live but ıf we are not careful about the the environment, we may not also live after some centuries. I want to make my students be careful about their environment’s importance. So they want to protect it from all of harmful things and if they are businessman in the future, they will take precautions against pollution for the natural world. </content> </entry>  <entry> <author> <name>NURGÜL</name> <uri>http://nurgul.blogspirit.com/about.html</uri> </author> <title>sced340,chapter6</title> <link rel="alternate" type="text/html" href="http://nurgul.blogspirit.com/archive/2006/07/14/sced340-project.html" />  <id>tag:nurgul.blogspirit.com,2006-07-14:901762</id> <updated>2006-07-14T10:25:47+02:00</updated> <published>2006-07-14T10:20:00+02:00</published>   <summary> CHAPTER 6 
 
Industrial revolution is one of the biggest steps on human...</summary> <content type="html" xml:base="http://nurgul.blogspirit.com/"> CHAPTER 6&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Industrial revolution is one of the biggest steps on human history. With industrial revolution, there are many changes in our lives. People begin to be more individual and social relationships go to bad. For instance, when there was no tv or the internet, peoplewould not wasted their times with them, but they speak with each other in many places and they may be more closer to each other. But now, tere is no too close relations even in families. Father goes to work and goes back tiredly, usually he watches tv. So he only earn money and does not interest with what his wife and children want. There are certainly many advantages of processing in science and technology, but I think, in terms of social relations, it has too bad affects. We should take precaution to this problem. If not, there may be psychological problems in the future, so people may damage both themselves and other people. I want to warn my students especially about disadvantages of the internet. We may encourage them to use the internet for useful researches. I think, students mostly are subjected the internet’s bad affects. Because of it, they may have bad friends and begin to have bad habits. Youngs are so important for our future but if they grow with such the problems, what will happen to us in the future? </content> </entry>  <entry> <author> <name>NURGÜL</name> <uri>http://nurgul.blogspirit.com/about.html</uri> </author> <title>sced 340</title> <link rel="alternate" type="text/html" href="http://nurgul.blogspirit.com/archive/2006/07/14/sced-340.html" />  <id>tag:nurgul.blogspirit.com,2006-07-14:901742</id> <updated>2006-07-14T10:07:48+02:00</updated> <published>2006-07-14T10:07:48+02:00</published>   <summary> CHAPTER 4 
 
Science and technology are developing very fast. There are...</summary> <content type="html" xml:base="http://nurgul.blogspirit.com/"> CHAPTER 4&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Science and technology are developing very fast. There are many important projects all over the world, especially in health area. Everyday, new inventions in medical platform put on the  agenda. However, there is a problem, the new inventions should be tested but where and how? Should they be tested on people or animals? What is its limit? I think,  it may be tested with animals but there should be limitation. Animals are important for our natural world and if we damage them,we will also affected negatively in the future. We should not  damage the nature. If possible, we should not tested the inventions on alives. We can invent machines to test the new inventions. On the other hand, when we argue that animals should use as an object, people were used in some projects in past. These projects were very secret and pople did not know about what the projects were and how they affected from it. This is not ethically correct. Lives should be in safe and people should not use by cruel people easily. They should be punished seriouslyand so nobody can attenp such a position. If the people know about these project, some of them would have accepted to participate to the projects. At the and, we see that ethic so important in all of issues. If we give a good education for our students in terms of moral, there may be no such projects. If there is strong punishments, wrongs in science and technology also decrease. </content> </entry>  <entry> <author> <name>NURGÜL</name> <uri>http://nurgul.blogspirit.com/about.html</uri> </author> <title>benim konum</title> <link rel="alternate" type="text/html" href="http://nurgul.blogspirit.com/archive/2006/07/06/benim-konum.html" />  <id>tag:nurgul.blogspirit.com,2006-07-06:890180</id> <updated>2006-07-06T20:10:55+02:00</updated> <published>2006-07-06T20:10:55+02:00</published>   <summary> merhaba hocam 
ben ödevimi ekoloji konusunda yapmak istiyorum. </summary> <content type="html" xml:base="http://nurgul.blogspirit.com/"> merhaba hocam&lt;br /&gt;
ben ödevimi ekoloji konusunda yapmak istiyorum. </content> </entry>  <entry> <author> <name>NURGÜL</name> <uri>http://nurgul.blogspirit.com/about.html</uri> </author> <title>RESPONSIBILITY AND THE SCIENTIST</title> <link rel="alternate" type="text/html" href="http://nurgul.blogspirit.com/archive/2006/07/06/responsibility-and-the-scientist.html" />  <id>tag:nurgul.blogspirit.com,2006-07-06:890169</id> <updated>2006-07-06T20:06:20+02:00</updated> <published>2006-07-06T20:06:20+02:00</published>   <summary> RESPONSIBILITY AND THE SCIENTIST 
 
Are scientist responsible for their...</summary> <content type="html" xml:base="http://nurgul.blogspirit.com/"> RESPONSIBILITY AND THE SCIENTIST&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Are scientist responsible for their Works? This is an important question and I think we should try to answer it.  Scients discover lots of useful information everyday and we can proceed in technology thanks to their studies.  There are many advantages of development of science and technology in terms of making our lives easy. In contrast,  there are many disadvantages of proceeding in science and technology. We can see its bad affect easily in Hiroshima and Nagazaki. Remember that in 1940s thousands of people was killed because of atom bomb in these places. The scientist who contributed to discover the information of making atoming bomb responsible for their study. Maybe they are not free or rational, maybe they dont know their studies’ consequences. If the scientists contributes to make atomic bombs rationally and freely, they are responsible for their studies and they should be judged. I think scientists should convince to accept responsibility for their work. If there are punishment for scientists who use science for bad aims, they can be pressured to study science morally and bad affects of science and the technology cannot develop. Indeed, I think we should educate our students with a common moral principles. A person who has a good education in terms of morality, doesnt think producing harmful products for Money, status,… etc.  I think, we should take care about firstly morality, than science and technology  for our future.  If not, we may not find a safe world in the future to be alive . </content> </entry>  </feed>